Pazartesi, Eylül 18, 2006

BARSELONA 1. GÜN




Uzun zamandır ispanya'ya gitmeyi çok istiyordum. İki kere yazıldığımız tur iptal olunca artık 3. başvuruyu yapmaya korkuyorduk. ETS turun fiyatlarının en makul gözükmesi ve önceki seyahatlerimizde de ciddi bir sorunla karşılaşmamış olmamız nedeniyle, bu şirketle gitmeye karar verdik. Uçağımız 23.30 'da kalkmak yerine saat gece 1'de kalkınca, otele vardığımızda saat sabah 4 olmuştu. Ancak uyumak için çok vakit yoktu. Saat 10'da rehberle buluşarak şehir turuna çıkacaktık. Bu arada otelimiz deniz kenarında ve şehir merkezine oldukça yakın bir konumdaydı. Biz barselona'da olduğumuz süre içinde metroyu kullanmadık. Şehirde ulaşım sorunu olmadığı kesin; metro ve otobüs ağı çok geniş ayrıca taksi ücretleri de çok makul. Şehir merkezine gitmek için 4 EUR civarında bir harcama yapıyorduk. Ancak biz genellikle otobüs kullanmayı veya yürümeyi tercih ettik. Zaten istanbul'da yaşayan birisi için Barselona fazla büyük bir şehir değil.



Ben Barselona'yı İstanbul'a benzettim, ancak daha düzenli bir şehir olduğu kesin. Gerçi bütün düzensizliğine rağmen bence İstanbul Avrupa'daki en güzel şehirlerden biri özellikle boğaz kenarı, yalıları, eğlence yerleri ve bağdat caddesi ....Neyse barselona'da bus tourıstıc diye adlandırılan otobüsler gerçektende çok kullanışlı. Bütün turistik rotalarda duruyorlar ve fiyatlarıda makul 1 gün 18 EUR, 2 gün 22 EUR. Kısa süresi olan ziyaretçiler için ideal....



Ben bu turdan önce uzun uzun gezi programı çıkarmıştım. Ancak barselona'da rehberimiz öyle güzel bir şehir turu hazırlamış ki benim 3 güne yaydığım gezi programını 3 saat sonra bitirmiştik bile....Ancak her yerde kısa süre kaldığımız için mekanları istediğimiz kadar içimize sindirmedik. Kalan günlerde de bu turun biraz tekrarını yapmak zorunda kaldık. İlk önce limana gittik. Barselona limanı bana kalamış yat limanının biraz büyüğü gibi geldi. Bkz yandaki fotoğraf benziyor diymi........










Şehiri şehir yapan gaudi ve onun eserleri olduğu yadsınamaz bu çılgın mimarın en son eseri ve onun ölümünden beri bilinçli olarak tamamlanmayan Sagrada Familia bir sonraki durağımız .......... Yapı gerçektende ilk görüşte insanın ağzını açık bırakacak kadar büyük ve ihtişamlı.... Ünlü mimarın eserine geri geri bakarken bir tramvayın altında kalarak ezilmesi ve ölümünden beri kathedralin tamamlanamaması rehberimiz tarafından anlatılıyor. Daha sonra ayrıntılı olarak gezmeyi planlamamıza karşın önündeki uzun kuyruklar ve içeride dışındaki kadar özelikli bir şeyin olmadığının anlatılması bizi ikinci bir ziyaretten vazgeçiriyor.






Üçüncü durağımız çılgın mimarın barselona'ya hediye ettiği en büyük çalışmalardan olan park guell............. Bu parkın ilginç bir hikayesi var. Zamanında şehrin dışında olan bu arazinin sahibi gaudi ile anlaşıyor ve buraya zenginlerin yaşayacağı evler yapmaya karar veriyorlar.İlk yapılan evde hiç kimse oturmak istemeyince gaudi'nin oturması isteniyor böylelikle ünlü mimara komşu olmak isteyenlerin diğer evleri alacakları düşünülüyor. Ancak ne yazık ki 1 kişinin dışında tek bir alıcı çıkmıyor. Daha sonra parka dönüştürülen arazinin içindeki evler ise müze olarak kullanılıyor.


 

Mimar'ın hayal gücünün muhteşem olduğu kesin evler film stüdyosunu andırıyor. Bazı eski yazılarda Gaudi'nin kapodokya'yı ziyaret ettiği ve eserlerinde buradan çok etkilendiği için benzer temaları kullandığı yazılıymış.









20.000 dönüm araziye kurulmuş olan parktaki mozaik işçiliği göz kamaştırıyor. Mozaikten yapılmış kertengele figürü ise parkın sembolü olmuş......
























Tekrar yola çıkıyoruz hedefimiz Montjuic tepesi ancak artık açlıktan ve susuzluktan ölmek üzereyiz. Rehberi bekletmemek için otobüse koşturuyoruz.....














Montjuic tepesi barselona'daki 2 büyük tepeden birisi, tepeden barselona manzarası çok güzel, vakit sınırlı olduğu için tepeyi ayrıntılı gezemiyoruz.















Olimpiyat oyunları sırasında yaptırılan bu heykeli çok sevimli buluyoruz. Bu tepeye ulaşmak için bir kaç yol mevcut, Plaça ispanya ( espanya) 'dan yukarı yürüyen merdivenleri kullanarak çıkabilirsiniz veya limandaki teleferiği kullanarak çıkabilirsiniz. Biz plaça espanya'da yapılan ışık gösterisini izlemeyi ve aynı gün tekrar burayı ve ispanyol köyünü ziyaret etmeyi planlamamıza karşın 2 gün sonra sadece ışık gösterisini izlemeye gelebiliyoruz.







                                                         
  Evet otobüsle yaptığımız gezintinin sonuna geldik Rehberimiz bizi şehrin kalbinde eski kathedral'in önünde bırakıyor.
Ne yazık ki barselona'da olduğumuz sürece bu Kathedral'in açık saatini yakalayamıyoruz. Çok aç olduğumuz için yemek derdine düşüyoruz ve barri gotik'den yukarı ramblas'a doğru çıkmaya başlıyoruz.Bu arada ilgilenenler için kathedral 8.30-13.30 ve 4.00 -19.30 saatleri arasında açık.Bulunduğumuz nokta barselona'nın kalbi olarak tarif ediliyor ve bütün tarih burda başlamış.











 Palau de la Generalitat ( Katalan Hükümet Binası) , Town Hall, Cathedral ve Palau Reial burada görebileceğimiz binalar. 2000 yıllık tarihin bulunduğu sokaklarda Gothic Quarter diye adlandırılan bölgede eski roma yapılarının arasında yürüyoruz. Gerçektende Barselona' daki en güzel sokaklar......






Resimdeki çift biz değiliz merak edenler için :) Bu arada hala yemek yiyebilmiş durumda da değiliz. İştahımızı ''pinotxo'' için saklıyoruz ama malum insanoğlu umduğunu değil bulduğunu yermiş :(







































Bir sonraki gün buraları tekrar gelip, daha ayrıntılı gezmeye karar veriyoruz ve işte barselona'nın en meşhur ve hareketli caddesi La Ramplas....



















3 metro istasyonunun bulunduğu ve Plaça Catalunya'dan denize doğru uzanan cadde gerçektende çok hareketli, daha çok turistler tarafından işgal edilen yol boyunca cafeler, sokak çalgıcıları, hareketsiz mankenler ve alışveriş mağazaları bulunuyor. Barselona uzun süredir ispanya'dan ayrılarak bağımsızlığını ilan etmek istiyor. Sokaklardaki turist sayısının çokluğunu görünce niçin İspanya'dan ayrılmak istediklerini anlayabiliyoruz.





Bu caddedeki en bilindik nokta "Mercat de la Boqueria" sabah saat 8'de açılan pazar turistler tarafından çok rağbet görüyor. İçinde dünyanın her yerinden gelen meyva ve sebzeler, balıklar ve etlerin satıldığı bizim kadıköy çarşısını hatırlatan bir pazar yeri







.
Türklerin çok alışık olduğu bu meyvaların Avrupa ülkelerinde pahalı olması veya bulunmaması nedeniyle herkes küçük paketler halinde meyvalar alıp yollarına devam ediyorlar. Bizim için ise fiyatlar çok pahalı ..................










Bizim yemek yemeği umduğumuz yer pazarın girişindeki Pinotxo bar. PİNTXO küçücük bir dükkan dışarıda 3 tane masa var ancak bu küçük mekan dünyadaki bütün gurmeler tarafından biliniyor. Mekana gitmek için en iyi saatler 10 ve 12 . Biz gittiğimizde çoğu yiyecek çoktan tükenmişti. Ve ne yazıkki gitme nedenimiz olan karidesli yumurta sadece pazartesi günleri servis yapılıyormuş :( Kalan yemeklerin pek cazip olmaması için olaya damardan girip tapas yemeğe karar veriyoruz. Hemen listemi açıyorum ve en yakınımızdaki tavsiye edilen tapas dükkanını seçiyoruz.....



Euskal Etxea.....Bu tapas bar küçük pinchos'larıyla meşhur. Pinchos mezelerin küçük kızarmış ekmekler üzerine sürülerek servis yapılmasına deniliyor. Yediğimiz pinchos'lar gerçektende çok lezzetliydi. Mekanda ingilizce menü olmaması nedeniyle sadece deniz ürünlerinden seçim yapıyoruz. Ve meşhur içkileri Sangria ( burada içtiğim içki daha sonra içtiklerimle karşılaştırılınca en güzeliydi) Gelen hesap 38 EUR . Fiyatın bu kadar yüksek olması içkilerin kadehinin 9 EUR olmasından ve bizim masada oturup yememizden kaynaklanıyor. Bugünkü dersimiz tapas bar'a gidersen bira içiyorsun ve tapasları barda yiyorsun. Masada oturmak nerdeyse fiyatı ikiye katlıyor...............



Yolumuza denize doğru
devam ediyoruz....İtalyada daha önce yediğimiz dondurmacının şubesini görünce dayanamayıp dondurma alıyoruz. Gerçektende yediğim en güzel dondurma. Roma'da yemiştik ve o zaman niye bizim dondurmacıların roma dondurması diye sattıklarını anlamıştık. Şubesini türkiye'de açsak ne kadar kazanırız niye hesap ederek sol taraftaki paralel sokaklara giriyoruz. Hedefimiz placa real









Buradaki kafelerin ve restaurant'ların fiyatlarının daha makul olduğunu duymuştuk. Ama vakit kaybetmemek için kısa bir mola verip yolumuza devam ediyoruz. İşte yolun sonu ve meşhur kolomb heykeli göründü bile.....













Heykelinde colomb denizi gösteriyor. Aslında italyan olan colomb, müslüman denizcilerden dünyanın yuvarlak olduğunu öğreniyor ve hep doğuya giderek çin'e varabileceğine inanıyor. Bu tezi için kendi ülkesinde destek bulamayınca İspanya hükümetinden gereken desteği alarak yola çıkıyor sonrası herkes tarafından bilinen hikaye amerika'nın keşvi, buranın uzakdoğu zannedilmesi ve gerçeğin colomb'un ölümünden sonra anlaşılması. İspanyollar bu ünlü denizcinin ülkelerine kazandırdığı prestiji ve zenginliği unutmamışlar onu bu meşhur heykel ve bir sürü anıtla sevgiyle anıyorlar.









                                                                                                                                                       Heykeli arkamıza alınca önümüzde barselona limanı ve meşhur alış veriş merkezleri maremagnum . Daha çok gençler ve turistler tarafından tercih edilen alış veriş merkezinin hemen yanında 3 boyutlu sinema ve avrupanın 3. büyük akvaryum'u yer alıyor.




Burak akvaryumu görmek istediği için programımıza ekliyoruz fakat şimdi vakit geç olduğu için sadece alışveriş merkezine girmekle yetiniyoruz.
Starbuck'da bir kahve içtikten sonra taksiye binerek otele dönüyoruz. Otelimiz olimpiyatlar sırasında yapılmış yeni yerleşimin bulunduğu bölgede Hotel Athena Mar 4 yıldızlı. Biz memnun kaldık özellikle otobüs durağının hemen yanında olması işimizi kolaylaştırdı. Akşam rehberimizin ayarladığı restaurana gitmeye karar veriyoruz bir çeşit kaynaşma gecesi.







Adam başı 30 EUR ödüyoruz. İçki dahil olan bu fiyat açık büfe zengin ispanyol yemeklerini ve içkiyi kapsıyor. Gerçektende çok iyi vakit geçiriyoruz. İnanılmaz çok yediğimiz gerçek , ispanyolların deniz ürünleri konusunda uzman oldukları konusunda eşimle görüş birliğine vararak otelimize geri dönüyoruz. Birinci günü burada noktalanmış oluyor. İkinci günü okumak isterseniz BARSELONA 2.GÜN



Cuma, Eylül 15, 2006

SUNANIN YERİ-KANDİLLİ



Sunanın yeri, Kandilli iskelesi
Bodrum dönüşü banularla buluşuyoruz. Balık mevsimi henüz gelmemiş ama suna'nın yerinde balık bulabileceğimizi biliyoruz. İstanbul'da taze balık yiyebileceğimizi emin olduğumuz mekanlardan biri hemen kandilli iskelesinin üzerinde. Biz gitmeye başladığımız zamanlarda şimdiki kadar popüler değildi sadece müdavimleri gidiyordu. Şimdi ise gazetelerde sık sık ismine rastlıyorum. Yazın Kandilli iskelesine dizilen masalarında balık yemek gerçektende büyük keyif....




Hele yanımızda o akşamki gibi sevdiğimiz dostlarımız varsa sormayın keyfimize banuş 4 aylık hamile Şubat'da berk bey gelecek inşallah , gelecek yaz daha kalabalık olacağız !!! Mekana gitmeyi düşünenler için son bir hatırlatma yer içkisiz ancak kola kılığında siyah bira içebilirsiniz!! ( caminin yanında olduğu için içki yasağı uygulanıyor?) Adama başı ortalama 30-40 YTL











ŞİLE-ŞİLE RESORT OTEL



Hafta sonu değişiklik olsun düşüncesiyle şile'ye gitmeye karar verdik. İnternet'den araştırdığım kadarıyla orda kalınacak en iyi otel şile resort gözüküyordu. Rezervasyon yaptırdık ve cumartesi sabahı yola çıktık. Irmak'la uzun yolun sıkıntı olacağı düşüncesiyle biraz endişeliydim ancak kızım yol boyu çok usluydu. Yol sandığımdan çok daha kısa sürdü. 1 saatte şiledeydik. Şileye yaklaşırken yol boyu sıralanan gözlemecilerden birtanesini girip kahvaltımızı yaptık Ispanaklı gözleme çok güzeldi........

Otel 1 gece YP iki kişi 200 YTL . Verilen hizmet ve tesisin bakımsızlığı düşünüldüğünde ödediğimiz bedelin yüksek olduğunu düşünüyoruz.İnternet sitesinde odalarda klima olduğu belirtilmesine karşın sürpriz, odada klima yok. Normalde ılık olan şile ise o gün cayır cayır yanıyor. Resepsiyonu arıyoruz. Odada klima yok. Cevap siz klimalı oda istemedinizki???? Düşünsenize yaz günü klima olduğu belirtilen bir tesis için klimalı oda istemek aklınıza gelirmiydi? Çocuk olduğunu odayı değiştirmelerini rica ediyoruz. Ancak resepsiyondaki kızın yardım etmeye niyeti yok üstelik çok kaba, o ana kadar sakin olan eşim sinirlenmeye başlıyor .

Sizi şikayet ederim, internette yazarım diyor ama kız duyarsızlığına devam ediyor. Gayet sakin siz bilirsiniz diyor ve telefonu kapatıyor. Paramızı peşin ödediğimiz için yapacak birşey yok. Keyfimizi kaçırmayalım zaten çokta sıcak değil filan diyip birbirimizi sakinleştiriyoruz. mayolarımızı giyip internette belirtilen otelin özel plajına iniyoruz !!!!!!!!!!

Ne yazıkki özel plaj'da palavra.. Şilenin halk plajlarının birinde olan tesisin özel olduğunu gösteren tek şey şezlonglar. Ancak dışarıdan pek çok kişi tarafından işgal edilmiş olan şezlonglara otel yönetiminin pek müdahale ettiği söylenemez......Neyse biz yer bulmakta zorluk çekmedik, soğuk birşeyler içmek için bara gidiyoruz.

Soğuk kola sadece diet var, meyva suyu kalmadı tamam soda o zaman yok.....İnanılır gibi değil .....Ortalamanın üstü bir paraya su ve diet kola içiyoruz çünkü gerçektende çok sıcak birgün. Şansımıza deniz ogün çok güzeldi. Dalgalıydı ama korkutucu değildi. Dalgalarla hepimiz çok eğlendik. Öğlen yemeğinden sonra kızımın uykusu geldiği için odamıza çıktık. Öğleden sonra şile'nin içine indik. Deniz kenarında ismini bilmediğim ama benim çocukluğumdan beri çınar altı dediğim çay bahçesine gittik. Çaylar mis gibiydi. Biraz şienin içinde gezindik ama arabayla keşvedecek birşey bulamadık. Deniz fenerine çıkmayı ise birdahaki gelişimize bırakdık. Şile deniz fenerinin dünyanın 2. büyük deniz feneri olduğunu biliyormuydunuz ???????

Akşam yemeği ilginçtir ama güzeldi. Gerçi restoranın kliması çalışmadığı için herkes canlı müzik eşliğinde sıcaktan pişti ama. tatlılara geçmeden dışarıyı çıkmayı akıl edip bu problemide çözmüş olduk......

Sabah kahvaltısıda gayet başarılıydı. Gerçi börek kek filan yoktu ama klasik kahvaltıya uygun herşey vardı. Karnımız doyunca otel hakkındaki olumsuz düşüncelerimizde biraz yumuşamamı oldu ne? Aslında tesis konum olarak çok güzel ancak kötü yöneticilik anlayışı ve müşteriye değer verilmemesi insanı teredütte düşürüyor.....Bu arada otelin küçük bir havuzu var. Bana pek temiz görünmedi zaten çok küçük yani havuz meraklıları için bu oteli hiç tavsiye etmem. Kahvaltıdan sonra denize girip yola çıkmaya karar veriyoruz. Malum pazar günleri dönüş işkence oluyor. Bu arada plaj inanılmaz doldu. Pazar günü şileye hayatta gelinmez. Gözlerime inanamıyorum birisi bebek beşiği getirmiş daha neler demeyin gerçek !!!! Dönüşte canım acayip waffle çekti. Erenköyde yeni açılan waffle house'da süper tatlıları da götürdükten sonra evimizin yolunu tutabiliriz. Kızım çok eğlendi denize bayılıyor. Sanırım bu gece erken uyur !!!!

Perşembe, Eylül 14, 2006

LİMON CAFE-GÜMÜŞLÜK


Babalar günü , limon kafe, gümüşlük...................

Bu sene babalar gününde bodrumdaydık. Bizim için özel bir gündü çünkü burak ve ırmak ilk defa babalar gününü kutlayacaklardı. Turgutreis'de bu günü kutlamamız için çok seçeneğimiz yoktu bende daga önce gurme yazılarında gördüğüm manzarasını çok övdükleri limon kafeye kahvaltıya gitmeyi teklif ettim . kabul edenler etmeyenler teklif kabul edilmiştir. O gün burak istanbul'a döneceği için sabah kahvaltısına gitmeye karar verdik. Gümüşlük'ün içine geldiğinizde limon kafenin okunu göreceksiniz. Ok sizi tepeye çıkarıyor. Manzarası hakkında çok övgü duyduğumuz için hayalimizde süper bir manzara canlandırıyoruz. Küçük bir köy evinin kapısında tabelayı görünce biraz hayal kırıklığına uğradık. Burak içeriye baktı.Ben kırılmıyayım diye bir şey söylemedi ama yüz ifadesinden mekandan hoşlanmadığını anlamıştım. Neyse içerisi küçük bir köy evinden bozulmuş bahçesinde tahta masalar bulunan şirin bir mekan. Ancak manzara çok sıradan uzaktan deniz gözüküyor. Biz mekana ilk gelenlerdik. Irmak'dan sonra sabah uyanma ve kahvaltı etme alışkanlıklarımız bayağı değişti...........
Sonuç kahvaltı muhteşemdi. Köy kahvaltısı hazırlamışlardı . Çok çeşitte yoktu ama mekanın sahiplerinin güleryüzlülüğü, şirin renkli tabaklarda sunulan kahvaltılıklar, ki hepsi çok iyi seçimlerdi, bize mekanı sevdirmişti.

Sıradan bir işletmecinin elinde uğramayı bile düşünmeyeceğimiz bir mekan iyi bir işletme anlayışıyla seneye mutlaka gitmek isteyeceğimiz ve çok sevimli bir babalar günü kutlaması yaptığımız şirin bir eve dönüşmüştü...


Perşembe, Ağustos 24, 2006

AMSTERDAM


















Laleleriyle meşhur ve benim avrupada en sevdiğim başkentlerden birisi. Amsterdam için 2004 Nisan ayında ucuz bir bilet bulunca KLM'den 4 günlük küçük bir gezi planladık ve çok eğlendik. Bu şehri yaşamak için seçtim, eşimde çok sevdi ama ama o benim kadar buraları bırakıp gitmek konusunda hevesli çıkmadı.Ancak işim dolayısıyla ben daha sonraki yıllarda da defalarca ziyaret etme şansı buldum.