Çarşamba, Mayıs 13, 2009

Safranbolu-Amasra-Kastamonu

Safranbolu güzel evleri, lokumu, gözlemesi, ev baklavası ile 5 yıl önce tanıştığım unesco tarafından koruma altına alınmış bir şehirdir dediğim anda anlamış olduğunuz gibi çok fazla yazmak istemiyorum. Detaylar daha önceki ziyaret yazımda var. Ama kısaca nasıl bir tatildi derseniz??????


Salı, Mart 10, 2009

Bahar geldi....Can Dündar duygularıma tercüman oldu..


Bugünlerde herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasına,Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara...
Hayatından memnun olan yok.Kiminle konuşsam aynı şey...Herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği. Öyle "yanına almak istediği üç şey" falan yok.
Bir kendisi.Bu yeter zaten.Herşeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.Ama olmuyor.
Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor.
Yani herşeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor.Böyle gidiyoruz işte.
Bir yanımız "kalk gidelim",öbür yanımız "otur" diyor.
"Otur" diyen kazanıyor.O yan kalabalık zira...
İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,Güvende olma duygusu...
En kötüsü alışkanlık.
Alışkanlığın verdiği rahatlık,Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.Kalıyoruz...
Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz.Evlenmeler...Bir çocuk daha doğurmalar...
Borçlara girmeler...İşi büyütmeler...
Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.Misal ben...Kapıdaki Rex'i bırakıp gidemiyorum.Değil bu şehirden gitmek,İki sokak öteye taşınamıyorum.
Alıp götürsem gelmez ki...Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında,Herkes onu, o herkesi seviyor.Hangi birimizle gitsin?
"Sırtında yumurta küfesi olmak" diye bir deyim vardır;Evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin,Kendi imalatımız küfeler.
Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.Ölüm var zira.Ölüme inat tutunmak lazım,İnadına kök salmak lazım.
Bari ufak kaçışlar yapabilsek.Var tabii yapanlar, ama az.Sadece kaymak tabakası.Hepimiz kaçabilsek...
Bütçe, zaman, keyif... Denk olsa.Gün içinde mesela...Küçücük gitmeler yapabilsek.
Ne mümkün.Sabah 9, akşam 18
Sonra başka mecburiyetler.Sıkışıp kaldık.
Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli bu kadar ağır olmamalı.
Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.Bir ömür karşılığı, bir ömür yani.Ne saçma...
Bahar mıdır bizi bu hale getiren?Galiba.Ben her bahar aşık olmam ama
Her bahar gitmek isterim.
Gittiğim olmadı hiç,Ama olsun... İstemek de güzel.

Can Dündar

Cumartesi, Ocak 17, 2009

BİR RESTAURANT ( MAİ-LİNG ), BİR KİTAP, BİR FİLM











Kış geldiğinden beri çok fazla dışarı çıkmak istemiyor canımız ama cumartesi akşamını kendimize ayırmaya karar verdik. Uzun zamandır gitmek istediğim Mai-Ling Chinese&Suşi restaurant'da yer ayırtık. İyiki ayırtmışız çünkü hava kararınca dışarı çıkmak isteğimin azalmasını rezervasyonumuzun olması önledi. Diğer bir nedende çok küçük bir yer olduğu için rezervasyonsuz yer bulmak imkansız. Mekan küçük olmasına karşın çok zengin bir yemek menüsü var. 1957 yılında taksimde açılan ilk Çin lokontası 2000'li yıllarda kapanmış. Sahibi uzun bir aradan sonra kızının adını verdiği bu mekanı geçen sene açmış. Zengin menüden seçim zordu ama klasik başlangıç olarak acılı ekşili çorbayı seçtik. Çıtır tavuk, soslu ördek, suşi, çin mantısı ve sebzeli pilav diğer seçtiklerimizdi. Özetle son zamanlarda gittiğim en başarılı çin lokantası yorumunu yapabilirim. Fiyatlar çin lokantasına göre normal ortalama tatlı dahil adam başı 60-70 civarı diyebiliriz.

İyi bir yemekten sonra sıra güzel bir film seyretmeye gelmişti. "Vicky Cristina Barcelona" türkçe çevrimiyle "barcelona barcelona" Başrollerinde Javier Bardem, Penelope Cruz, Scarlett Johansson ve yönetmen woody allen. 2008 Cannes Film ödülü. Konu aslında çok sıradan 2 amerikalı genç kadın barcelona'ya tatile geliyorlar. Fonda çok güzel bir müzik ve barcelona manzaraları.....Yakışıklı bir erkekle tanışıyorlar. Erkek marjinal bir ressam ve hala eski karısına aşık veya bağlantısını koparamamış. Gen kadınlardan biri mantıklı ve nişanlı diğeri özgür bir kadın ve aşka hazır özgür kadınlardan. 3 kadın ve 1 erkek arasında geçen marjinal bir tatil aşkı...Komikmiydi hayır? Konu değişikmi hayır? Ama sıkılmadık gerçi DVD olarak evde seyredip maliyet azaltılabilir ! Benim bayıldığım müziği dinlemek için ....http://www.vickycristina-movie.com/






Uzun zamandır okumak istediğim bir roman Bab-ı Esrar Cuma akşamı başladığım ve sabahın ilk ışıklarında bitirdiğim harika bir kitap. Kitapın arka kapağında yazdığı gibi "Bab-ı Esrar sadece bir gerilim romanı değil, aynı zamanda bir sırlar kitabı. Fantastik öğeleri kullanarak çok katmanlı bir dil yaratan Ahmet Ümit bu yapıtında mevlevilik temelinde dinç ve inanç üzerine ilginç sorular soruyor. Din ile aşk arasında , inanç ile sevda arasındaki ilişkiyi bambaşka açıdan gözlerimizin önüne seriyor "
Ahmet Ümit kendi romanını şu şekilde özetliyor. ´´Bu romanda Şems cinayeti üzerinden batı düşüncesi ile doğu düşüncesini kıyaslıyorum. Doğuda her zaman akıl yerine sezginin ön planda tutulduğu bir düşünce hakimdir. Bunun en ucunda ezoterizm vardır. Sonuçta, doğu toplumlarını asıl etkileyen düşünce ezoterizmdir. Batı ise esas olarak akla dayanır. İnsanı akıldan ibaret görürler. Tabii bu yanlış bir şey, ama maddi olarak çok geliştiler ve dünyayı yöneten insanlar haline geldiler. Bu kitapta ben bu batı düşüncesinin bakış açısını incelemeye çalışıyorum. Oradaki kahramanlardan biri Türklerden de nefret eden İngiliz bir kadın. Bu kadın bir gün Konya´ya gelir ve burada birtakım olaylarla karşılaşır ve bize dair düşüncelerinde bazı değişiklikler olur" Kitap çıktığı 1,5 ayda 45.000 satmış ben tavsiye ediyorum.



Pazartesi, Aralık 15, 2008

Urla-Sığacık-Alaçatı

Yazın geldiğimiz Çeşme'ye baharda geliyoruz. Amacımız etrafı gezmek baharın tadını çıkarmak. Otel olarak Ilıca otel seçimini yapıyoruz.Ancak şansımıza otelin çok kalabalık olması bizim için sıkıcı oluyor.. Genel olarak  oteli beğenmekle birlikte Şirince'nin sakinliğinden sonra açık büfelerde sıraya girmek, oturmak için yer kapmacalar ,çeşmenin rüzgarlı havası filan bizi çokta memnun etmiyor. Çeşme'deki ilk günümüzde kahvaltıdan sonra Urla'ya doğru gitmek üzere yola çıkıyoruz.Urla urla niyazi şarkısı eşliğinde yaklaşık 40 dakika sonra Urla'dayız. Öncelikle deniz kenarındaki bir cafe'de oturup sabah kahvelerimizi içiyoruz.





Kızlar deniz havasından ve güzel güneşten mutlu oturup hayatımızda gördüğümüz en büyük kazları seyrediyorlar. Urla hakkında aklımda tek kalan anı ünlü yunanlı şairYorgo Sefaris'in Urla'da doğup büyümüş olduğu. Dönünce internet'de şiirlerini aradım. İşte şair'in urla için yazdığı şiirlerinden biri;
Denize yakın mağaralarda bir susuzluk duyarsın,
Bir aşk,bir coşku deniz kabukları gibi sert alır avucuna tutabilirsin.
 Denize yakın mağaralarda günlerce gözlerinin içine baktım,
Ne ben seni tanıdım, ne de sen beni.......... ( Yorgo Sefaris)


Pazar, Aralık 14, 2008

Tire-Ödemiş-Birgi

Tatilimizin 3. günü Çeşme'ye doğru yola çıkıyoruz ama öncesinde Birgi'yi ziyaret edeceğiz. Selçuk-İzmir arasında giderken yol sağdan Tire ayrımı veriyor. Yaklaşık 40 km sonra Tire'ye varıyoruz. Yol zevkli etraf bağ bahçelik....Bahar aylarında ve yazın meyve ağaçları ile daha da zevkli olacaktır. Bayram olması nedeniyle Tire çok sessiz. Şehri arabadan inmeden geziyoruz ve düşündüğümüzden daha büyük buluyoruz.