İsviçre'deki 3. günümüzde alpleri yakından görmek için hazırız. Interlaken dan trenle Lauterbrunnental'e gidiyoruz. Orada tren değiştirerek daha küçük bir trenle Wengen'e doğru çıkmaya başlıyoruz. Denizden 1274 metre yükseklikteki dağ köyü nefes kesici güzellikte. Niçin balayı için tavsiye edilen mekanlardan biri olduğunu oraya ulaştığımızda anlıyoruz. Trenden sadece biz iniyoruz. Geri kalanlar Avrupa'nın zirvesi olarak bilinen Jungfrau'ya çıkmak ve buz oteli görmek için yola devam ediyorlar.
Pazartesi, Temmuz 06, 2009
İSVİÇRE 3. gün İnterlaken-Mürren-Wengen
İsviçre'deki 3. günümüzde alpleri yakından görmek için hazırız. Interlaken dan trenle Lauterbrunnental'e gidiyoruz. Orada tren değiştirerek daha küçük bir trenle Wengen'e doğru çıkmaya başlıyoruz. Denizden 1274 metre yükseklikteki dağ köyü nefes kesici güzellikte. Niçin balayı için tavsiye edilen mekanlardan biri olduğunu oraya ulaştığımızda anlıyoruz. Trenden sadece biz iniyoruz. Geri kalanlar Avrupa'nın zirvesi olarak bilinen Jungfrau'ya çıkmak ve buz oteli görmek için yola devam ediyorlar.
Cumartesi, Temmuz 04, 2009
İSVİÇRE 2. GÜN INTERLAKEN-BRIENZ
Çarşamba, Temmuz 01, 2009
İSVİÇRE GEZİSİ-1.GÜN LUZERN
İsviçre gezimiz 13 haziran günü Zürih'de başladı. Bu şehri gezmeyi son güne bıraktığımız için trenle Luzern'e geçtik.Yaklaşık 1 saatlik yolculuktan sonra benim çok romantik bulduğum Luzern'e vardık. İtalyan sınırına yakın olmasına karşın daha çok alman etkisinde bulunan luzern küçük bir şehir. Bu nedenle gezi planımızda 1 gün ayırmak mantıklı bir kararmış.
Çarşamba, Mayıs 13, 2009
Salı, Mart 10, 2009
Bahar geldi....Can Dündar duygularıma tercüman oldu..

Bugünlerde herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasına,Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara...
Hayatından memnun olan yok.Kiminle konuşsam aynı şey...Herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği. Öyle "yanına almak istediği üç şey" falan yok.
Bir kendisi.Bu yeter zaten.Herşeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.Ama olmuyor.
Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor.
Yani herşeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor.Böyle gidiyoruz işte.
Bir yanımız "kalk gidelim",öbür yanımız "otur" diyor.
"Otur" diyen kazanıyor.O yan kalabalık zira...
İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,Güvende olma duygusu...
En kötüsü alışkanlık.
Alışkanlığın verdiği rahatlık,Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.Kalıyoruz...
Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz.Evlenmeler...Bir çocuk daha doğurmalar...
Borçlara girmeler...İşi büyütmeler...
Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.Misal ben...Kapıdaki Rex'i bırakıp gidemiyorum.Değil bu şehirden gitmek,İki sokak öteye taşınamıyorum.
Alıp götürsem gelmez ki...Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında,Herkes onu, o herkesi seviyor.Hangi birimizle gitsin?
"Sırtında yumurta küfesi olmak" diye bir deyim vardır;Evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin,Kendi imalatımız küfeler.
Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.Ölüm var zira.Ölüme inat tutunmak lazım,İnadına kök salmak lazım.
Bari ufak kaçışlar yapabilsek.Var tabii yapanlar, ama az.Sadece kaymak tabakası.Hepimiz kaçabilsek...
Bütçe, zaman, keyif... Denk olsa.Gün içinde mesela...Küçücük gitmeler yapabilsek.
Ne mümkün.Sabah 9, akşam 18
Sonra başka mecburiyetler.Sıkışıp kaldık.
Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli bu kadar ağır olmamalı.
Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.Bir ömür karşılığı, bir ömür yani.Ne saçma...
Bahar mıdır bizi bu hale getiren?Galiba.Ben her bahar aşık olmam ama
Her bahar gitmek isterim.
Gittiğim olmadı hiç,Ama olsun... İstemek de güzel.
Can Dündar
Küçük bir sahil kasabasına,Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara...
Hayatından memnun olan yok.Kiminle konuşsam aynı şey...Herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği. Öyle "yanına almak istediği üç şey" falan yok.
Bir kendisi.Bu yeter zaten.Herşeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.Ama olmuyor.
Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor.
Yani herşeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor.Böyle gidiyoruz işte.
Bir yanımız "kalk gidelim",öbür yanımız "otur" diyor.
"Otur" diyen kazanıyor.O yan kalabalık zira...
İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,Güvende olma duygusu...
En kötüsü alışkanlık.
Alışkanlığın verdiği rahatlık,Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.Kalıyoruz...
Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz.Evlenmeler...Bir çocuk daha doğurmalar...
Borçlara girmeler...İşi büyütmeler...
Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.Misal ben...Kapıdaki Rex'i bırakıp gidemiyorum.Değil bu şehirden gitmek,İki sokak öteye taşınamıyorum.
Alıp götürsem gelmez ki...Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında,Herkes onu, o herkesi seviyor.Hangi birimizle gitsin?
"Sırtında yumurta küfesi olmak" diye bir deyim vardır;Evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin,Kendi imalatımız küfeler.
Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.Ölüm var zira.Ölüme inat tutunmak lazım,İnadına kök salmak lazım.
Bari ufak kaçışlar yapabilsek.Var tabii yapanlar, ama az.Sadece kaymak tabakası.Hepimiz kaçabilsek...
Bütçe, zaman, keyif... Denk olsa.Gün içinde mesela...Küçücük gitmeler yapabilsek.
Ne mümkün.Sabah 9, akşam 18
Sonra başka mecburiyetler.Sıkışıp kaldık.
Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli bu kadar ağır olmamalı.
Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.Bir ömür karşılığı, bir ömür yani.Ne saçma...
Bahar mıdır bizi bu hale getiren?Galiba.Ben her bahar aşık olmam ama
Her bahar gitmek isterim.
Gittiğim olmadı hiç,Ama olsun... İstemek de güzel.
Can Dündar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)